Anasayfa » Ziynet'in Kaleminden, Hem Anne Hem Çocuk

Hamile Arkadaşlara İthafen

6 Ocak 2018 338 views 1 Yorum

Merhaba arkadaşlar,
Uzun zaman blogumdan ayrı kalmış olsam da bugün itibariyle yeniden yazmaya başlamış bulunmaktayım. Bu başlangıcı da blog yazmaktan beni alıkoyan baş faktöre temas etmeden yapamazdım. Suçlular evlilik hazırlıkları ve hamilelik telaşesi arkadaşlar:) Bu vesileyle hem hamile arkadaşlara birkaç öneride bulunmak; hem de hamilelikte var olan aşırı gerginliğe gerginlik ekleyen, şahsen tanık olduğum konularda sizleri rahatlatmak için bu yazıyı yazıyorum. Umarım birilerine faydası dokunur.

Hamile kalır kalmaz doktorlar da dahil olmak üzere her tecrübeli(!) insandan duyduğum ve hamile olmadan önce içmeye başlamadığım için pişmanlıklar içinde kıvranmam gerektiğine beni ikna etmeye çalıştıkları bir konuyla başlıyorum. Folik asit. Bazı önemli hastalıkların çocuklarda oluşmasına sebebiyet veren, hamileliğin ilk aylarında çocuğun gelişimi için çok önemli bir madde olduğunu biliyorum. Ama keşke demenin ne kadar faydasız olduğunu, hele ki bir hamileye keşke demenin ne kadar gereksiz olduğunu unutmamak lazım. Özellikle doktorların bunu unutmaması lazım. Şuan normale dönen hormon düzeyimle yazdığım için bu kadar naif cümleler kullanıyorum, o zamanlar doktorların tavrına kızıp hiç acımadan 4 kere doktor değiştirdiğim doğrudur. Beni üzen bir cümlelerini duyunca, o an gözümden düşüyorlardı. Onlar bana “bir daha gelişinde blablabla” diyordu, ben dinlemediğim gibi hangi doktora geçsem diye düşünüyordum. Folik asit konusuna dönecek olursak da, doktorunuzun dediği sürece tüketin, OK. Ama takıntı haline gelecek bir durumu yok yani. Normalde düzenli beslenen biriyseniz, hamileliğiniz boyunca ceviz, balık gibi gıdaları bol bol tüketirseniz, vücudunuza doğal yoldan da destek olmuş olursunuz.

Bundan sonrasını tamamen kendi düşüncelerimi barındırdığını tekrar tekrar belirtmek isterim. Herkesin düşüncesine saygım var. Ben doktora her kontrole gidişimde ultrason da çektirmedim. üçlü testleri de yaptırmadım. Bebeğimin durumunu öğrenmek için ona zarar verme ihtimaline bile yaklaşmaktan kaçındım. Normalde mikrodalga da kullanmadığım için, aradaki bağlantıyı kurabilirsiniz. Bazılarımız zararı ispatlanamadığı için rahatlıkla kullanabilirken, benim gibi bazılarımız da zararı ispatlanamadı diye zararsız olduğuna inanamaz, kullanamaz. Hamileliğimde sadece detaylı test yaptırmıştım, onda da beni şu şekilde ikna etmişti doktorum: “Bazı hastalıklar var. Eğer bebekte onlar varsa, daha doğmadan tedavi ile düzeltme şansı var” filan demişti. Çok bilgim olmadığı için kabul ettim. O detaylı ultrason sonucuyla ilgili bir yazı da paylaşmayı planladığım için, şimdilik onu es geçiyorum.

Ben özellikle evlendikten sonra, kocamın da büyük etkisiyle düzenli beslendiğim için, beslenme çok sıkıntı olmadı. Ancak 2-3 ay gibi bir süre et kokusuna dayanamadım, 2-3 ay yumurta yiyemedim. Ama onları da bir şekilde telafi etmeye çalıştım, eti zorla da olsa az da olsa yedim. Yediklerimize çok dikkat etmek lazım. Yumurta, süt, ceviz, et. Bunlar her gün atlamadan yenilmeli. Özellikle bebek büyüdükçe kalsiyum ihtiyacı artıyor. Süt, yoğurt, ayran.. Nasıl yiyebiliyorsanız. Ama insan zaten yavaş yavaş günlük süt tüketimini artırabiliyor, o yüzden aylar ilerledikçe artırmak lazım. Meyve de çok önemli, her gün elma, muz, her türlüsü olur. Taze taze yemelisiniz. Hatta meyveleri yemeden önce suya koyup, üstüne de biraz sirke koyup bekletin. Varsa da mikropları ölsün. Ben o kadar çok meyve yiyordum kii.. Bir de su var tabii ki. Hiç su sevmeyen biri olarak söylüyorum, siz düşünün. Eskiden hiç su içmediğim günler olurdu. Bazen uykumdan kurumuş bir şekilde uyanıp su içmeye giderdim. Ama eşim sağ olsun beni alıştırdı. Ama hamilelikte şakası yok. Bebiş suyun içinde, o su devamlı devir daim oluyor, vücudun su ihtiyacı çok fazla. O yüzden elinizde suyla dolaşmanız lazım devamlı.

Spor konusuna gelince. Kendinizi yormadan, çok dikkatli bir şekilde, hamileler için uygun olan sporları yapmanızı öneririm. Ben ilk zamanlar yapıyordum ama 4-5 aydan sonra bırakmıştım. Ama pişman oldum. Tuz da çok yememeye çalışın. Normalde hiç nazlı olmadığım(!), hamilelikte bu durum zirveye çıkmadığı(!) için; canım tuzlu yemek istiyor dedim, keyfimce tuzumu döktüm. Söylenenler hangi kulaktan girdiyse, hemen öteki kulaktan yaka paça dışarı atıldı. Ama son aylarımda ödem konusunda baya zorlandım. 1.5 saat iş dönüş yolunda yaşadıklarımı ben biliyorum. Çekinmek gibi bir lüksüm olmadan serviste ayaklarımı yan koltuğuma uzatmama rağmen, servisten inince ayağımdan bağımsız hareket eden su kütlesi bir sağa bir sola salınıyordu. Eve gelir gelmez ayaklarımı kalp hizasına değil, baş hizasına kadar kaldırıp o suyun vücuduma dağılması için çabalıyordum. Son aylarda artık acı vermeye başladı, ah o turgor basınçla yer çekiminin birleşiminden oluşan acıyla geçen muhteşem günler. O yüzden ben de şansımı deniyorum ve yemeklere bile az tuz koyun diye öneriyorum. Ancak biliyorum ki hamile arkadaşların öteki kulağından çıktı gitti bile bu sözler, hiç söylenmemiş gibi:)

Kilo alma olayına gelelim. Tabii ki kilo alacaksınız. Hatta benim gibi, 45 kiloyla başladığınız yolculuk, cüssenize bakmadan yarınız kadar olan bir kiloyu (22 kilo) almanıza sebep olabilir. Şaka gibi, 67 kilo bir ben. Doğumdan önceki son hafta aldığım kiloları saymıyorum, onlar ilk hafta gidiyor zaten. Ancak doğum öyle bir olaylar silsilesi ki, aldığınız kilolar geldikleri gibi gidiyorlar. Şuan yine hamile kalmadan önceki kilomdayım. Yalnız bir konuya vurgu yapmak istiyorum. Sağlıksız şeyler yiyerek alınan kilolardan bahsetmiyorum. Benim kilomun bebeği desteklemek için geldiği çok barizdi, hepsi yastık misali kızıma destek oluyordu. Benim hamile olduğum da ancak son 3 ay filan fark edilir durumdaydı, karnıma kocaman bir yastık koymuşçasına. Ivır zıvır yemeyince, kendime kilo almamıştım. Sağlıklı ve düzenli beslenince her şey planlanmış, siz rahat olun.

Sağlıksız şeyler zaten hamilelikte minimumda olması lazım. Hoş benim için normalde neyse hamilelikte de oydu. Bir ara günlük yediğim öğünleri ve doğallığa elimden geldiğince nasıl dikkat ettiğimi içeren bir yazı da paylaşırım. Ancak hamilelikte en azından kendi yoğurdunuzu yapmaya, kendi ekmeğinizi yapmaya alışabilirsiniz. Çünkü bebiş 6 aylık olduktan sonra başlayacak yoğurt serüveniniz. Sonra zaten hazır ekmekler ve hazır yoğurtlar hoşunuza gitmeyecek ve normal hayatınızda da hep kendiniz yapmaya devam edeceksiniz. Hatta bu doğallık öyle bir konu ki, artık hazır bir yiyecek görünce hemen bir “dislike” yapma isteğiniz uyanacak, gerçekten bak 🙂 Hatta doğallık öyle bir konu ki, hayatımın hiçbir evresinde saç boyatan, kendisini değiştirip duran biri olamayacağım; canım babamın ve hemen ardından rolü teslim alan canım kocamın katkılarıyla..

Emzirme olayına da birkaç yorumda bulunmak istiyorum. Bu konuyu takıntı yapıp da yok yere kendinizi üzmemeniz gerekir. Normal rutine göre, doğum olduktan sonra fazlasıyla süt geliyor. Ancak öyle bir mekanizma ki bebeğin emme rutinine göre kendini ayarlıyor. Eğer her gün içtiği bir zaman içmezse, gelen sütler sizi rahatsız etmeye başlıyor, zorla sütleri içirmeye çalışıyorsunuz. Genele vuramayacağım ama, ben doğumdan önce gelmezse korkusu ile milyon dolarlar verip ot karışımı filan da almıştım. Tamam o kadar da pahalı değildi ama bazı aktarlar içeriğini söylemeden karışım yapıp çok pahalıya da satıyorlar. Araştırıp kendiniz de bulabilirsiniz çok rahat. Benim açımdan, süt ve su içtiğim sürece sütten yana bir problem olmadı. Nasip olursa 2 yaşına kadar da emzirmeyi planlıyorum. Hatta 6 aylıkken hazır gıdaya geçiş yapamayıp 9 aylıkken filan anca anca bir öğün yoğurt ya da çorba yemeye başladık. Sütü artırmak için dee.. Börülce, meyve, süt, su, hoşaf. Bunlar benim gerçekten sütümün arttığını hissettiğim gıdalar. Bu herkes için farklı olabilir. Size tavsiyem, yerken dikkat ederek sizin için neler faydalı bulmanız. Ayrıca bebeğime ilk 1 sene hiç tuz ve şeker yedirmedim. Doktorlar öneriyorlar, araştırdım ikna oldum. Siz de bir bakın derim.

Emzirdiğiniz süre boyunca, hamileliğiniz boyunca hatta, yaşadığınız psikolojik olaylar hem sizi hem de bebeğinizi çok çok etkilediği için, sütün kesilmesi gibi bir durumu aklınızın ucunda devamlı tutun. Hiç sütünüz de gelmeyebilir, yine kendinizi üzmeyin. Bir sürü seçenek var, doğal mamalar var. Bebeklerin en büyük ihtiyacı onları anlayan anne-babaları.

Bu arada süt sağma olayına gelince de, bazen fazla süt gelince süt sağmak kesinlikle bir ihtiyaç oluyor. Ancak sağılan sütleri o an veremiyorsun, zaten bebek taze taze emiyor. Dolapta da saklayınca, ekstra bir durum olursa belki çıkartılıp içirilebilir. Ama benim sağdığım sütler hep dolapta kaldı, vakti de geçmeye başlayınca ben onları cildime kullandım. Kendi kremimi doğal karışımlarla yaptığım için, onları da doğal bir besleyici süt olarak gördüm. Çünkü ne olursa olsun bana güzel gelmedi donmuş sütleri eritip içirmek. Sütüm azalsa ya da bebeğimi evde bırakmam gerekse lazım olabilir diye sakladım, beklettim ama ihtiyaç duymadım.

Bu konuda çok daha fazla yazarım diye düşünüyordum, ama hiç de rahat yazılan bir konu değilmiş. Aslında düşüncelerini paylaşmak istiyorsun, ama okuyan kişi eğer hamileyse, onu etkileyip de sorgusuz sualsiz yazan şeyleri yapıp, sonuçlarını düşünüp yazdıklarını siliyorsun. Ben yine söylüyorum. Olabildiğince kitap okuyun, olabildiğince yazı okuyun, tecrübelerden faydalanın. Ancak yine de en doğruyu kendi iç sesinizi dinleyerek yaparsınız. Ama söylenenleri de en azından bir mantık süzgecinizden geçirin, hemen yaka paça öteki kulağa göndermeyin derim:) Allah isteyen herkese hayırlısıyla hayırlı çocuklar nasip etsin inşallah.
Sorularınız varsa yorumlar sizleri bekliyor. Hayat paylaştıkça güzel.
Sevgiler,

1 Yorum »

Yoruma Açığız! :)

Be nice. İçeriği çirkin olmadığı sürece her yoruma, öneriye ve soruya "evet" :)

Etiketler: , ,