Anasayfa » Kültür Parçacıkları, Ziynet'in Kaleminden, Amerika'dan XOXO

Milwaukee, WI

31 Ocak 2018 262 views 1 Yorum

Merhaba arkadaşlar,

İş hayatı boyunca Amerika’da doktora yapan insanlara gösterilen ekstra ihtişama tanık oldum. Maalesef ki yurtdışında doktora tamamlarsanız Türkiye’de çok daha farklı karşılanıyorsunuz. Amerika’da doktora yapmak akademik anlamda çok fazla şey katıyor, belki bu sebepten; Amerika’da eğitim disiplini farklı, belki bu sebepten.. Bilemiyorum. Verimlilik, işe neler kattığı, ne kadar işini hakkıyla yerine getirdiği filan. Bunlar da yine önemli kriterler, ama eğer Amerika’da doktora yaptıysanız (hatta tamamlamadıysanız bile) farklı muamelede bulunuluyor. 6 aydır Amerika’da yaşıyorum ve doktora yapıyorum. Burada gördüğüm güzellikleri ülkemde de görmek için paylaşma ihtiyacı hissediyorum.

Öncelikle okul ortamından bahsetmek istiyorum. Öğrenciler çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.. Gerçekten çalışma ortamı var. Okulun içerisinde atrium’larda bir sürü sandalyeler, koltuklar var. Sadece bir yer bulmaları yetiyor öğrencilere. Oturup saatlerce çalışıyorlar. Help desk’ler var. Bu masalarda TA dediğimiz asistanlar, profesörler gelip öğrencilere yardım ediyor. En çok da hoşuma giden özelliklerden biri öğrenciler çalışmak için geldikleri için çok rahat kıyafetler tercih ediyor. Türkiye’de de özel üniversitelerde burslu olarak okudum, burda da özel bir üniversitede bursluyum. Ancak maalesef ki ülkemdeki öğrenciler kendine bir şey katmaktan, çalışmaktan öte süslenmek önemliydi. Ama Amerika’da özellikle final haftasında, beyaz çorabının üstüne siyah terlik giyip gelen çok öğrenci gördüm. Türkiye’de böyle gelsen bakışlarıyla eleştirenler, sözleriyle eleştirenler.. Amerika’da genel bir bakış açısı aslında bu. Giyim kuşam filan hiç dalga geçilen konular değil. Rahatsın, dilediğin gibi olmakta özgürsün, bunu hissediyorsun.

Bu arada bakım, güzel görünmek önemsiz demiyorum. Hatta burada bakımımla tanınıyorum ve Amerika’da insanlar düşüncelerini de söylemekten çekinmedikleri icin her şeyi biliyorsunuz. Bol bol sunum yaptığımız bir ders vardı. Bu dersi beraber aldığım bir kız arkadaşım, ki o zamanlar samimi degildik, bana demişti ki “itiraf etmem lazım ki ben senin anlattığın sunumları dinleyemiyorum, sadece seni izliyorum.”. That is much beauty, diyor. Boyle de açıksözlüler, böyle de içlerinden geldikleri gibiler, böyle de tatlılar 🙂

Ülkemde de görmek isteyeceğim en önemli özelliklerden birisi insana verilen değer. İlk zamanlar alışık olmadığım için marketten, AVM’den dönüp arkamı çıkarken, arkamdan güvenlik görevlilerinin “iyi günler” diye bağırmaları.. Arkasını döndü gitti, demeyeyim bir şey de diyebilir; ama demiyor. Kasiyerler “Nasılsınız, bir sıkıntı yaşadınız mı, alışverişiniz nasıl geçti” diye soruyor. Sadece lüks AVM’lerde, lüks mağazalarda değil. Clearance yerlerinde bile aynı durumu görüyorsunuz. Çocuklu olduğunuz için gösterilen ekstra ilgiden bahsetmiyorum bile. İnsana değer verilmesi çok güzel.

Gelelim Milwaukee‘ye. Milwaukee Wisconsin eyaletinde bulunan eyaletin en büyük şehri. Şehir diyorum ama Türkçe’deki tam karşılığını bilmediğim için. Bilmeyenler için; Amerika’da eyaletler “County”leri, “County”ler “City”leri kapsıyor. Milwaukee county oluyor. Milwaukee kalabalık olmayarak kalbimi kazanan bir şehir. Yollar genel olarak çok geniş ve bol şeritli Amerika’da. Hem yollar geniş, hem yollar dümdüz, hem de kalabalık bir şehir değil; bütün bunlar birleşince arabada ne kadar hız yaptığını anlamıyorsun, anında peşinde “nooo-niiiii-nooooo-niiiii” diye bir polis belirebilir. Buradaki polisler de hem cüsse açısından, hem arabalarının lükslüğü açısından tam bir polis. Trafikten dolayı hiç polislik durumum olmadı, olmaz da inşallah. Ama dinlediğim hikayeler bile yeterli oldu. O yüzden arabanın “Cruise” kontrolü çok faydalı benim açımdan. Çünkü gerçekten anlamıyorsunuz. Kocaman tırlar bile 70’ten aşağı gitmeyince, 60-65 olan hız limitine sadık kalmak irade isteyen bir durum 🙂 60 – 70 derken, kilometre bölü saat değil, mil bölü saat. Ama yine de hızını 90’da görüp inanamamak çok olası.

Polislik bir durumum olmadı demiştim ama, şöyle bir durum olmuştu. Eşimle kızım beni okuldan almaya geleceklerdi, ben biraz erken çıkacağımı düşünüp erken bir vakit söylemiştim. Benim bal kızım da sağolsun arabadayken şarkısız duramaz. Beni beklerken şarkı dinleyip, ben de biraz (!) geç kalıncaaa; akümüz finish. Sonra polisi aradık tabii. Out-of-charge olan arabayı destekleriyle düzelttik. Kocaman polis araçları etrafımızda ışık yapıyorlar; kaza olmaması, diğer arabaların dikkatini çekmek için. Güzel deneyimler. Demem o ki, polisler candır yardımseverdir, speed limit’i asmadığınız surece her şey mükemmel gencler 🙂

Bu arada Amerika’da arabanın olması bir lüks değil, bir ihtiyaç. İlk geldiğimiz zamanlarda 5 dakika mesafedeki alışveriş merkezine bebek arabasını alıp gidelim dedik. Yollar yürüyüş için yapılmamış, gerçekten zorlandık. Aslında zorlandık derken, mecburen araç yoluna çıktık, arabalar zorlandı. Çünkü burada bir insanı yolda gördükleri an o kadar yavaşlıyorlar ki, hatta durup senin işini bitirmeni bekliyorlar. Trafikte de öyle. Yolda da çok rahatlar, geçeyim – sollayayım gibi stresleri yok. Şehir kalabalıklaştıkça durum değişiyor tabi. Mesela Chicago bize çok yakın. Orası kalabalık olduğu için trafik biraz daha hareketli. Ama İstanbul’daki trafik gibi değil tabii. O biraz daha işkencemsiydi. Türkiye’deyken evlenmeden önce üniversiteden dolayı araba kullanma gibi bir durumum olmamıştı. Ehliyet almıştım ama pratik açısından geliştirmeye şansım olmadı. Evlendikten sonra da hamile kalınca kullanamadım. Nasip Amerika’da kullanmakmış. Ama burada alışmam iyi oldu, çünkü yollar çok güzel ve geniş olunca ilk kullanmalar bile çok rahat oldu. Araba burada bir ihtiyaç dedim ama burada araba fiyatlarının ve benzin fiyatlarının uygun olduğunu da söylemek lazım.

Ehliyete de başvuracağım yakın bir zamanda, şuan ‘knowledge test’e çalışıyorum. Eşim başvurdu, ilk seferde aldı; şimdi sıra bende. Eğer ilk seferde alırsam, bu konuyla ilgili de bir yazı yazarım. Alamazsam, bir süre bir şey yazamam herhalde :p Türkiye’nin ehliyetini 1 sene sorunsuz kullanabiliyoruz (ama bazı eyaletlerde 6 ay); tabii bir an önce başvurup ehliyet sahibi olmakta fayda var. Hem ID yerine de geçiyor, güzel.

Hava koşullarına gelecek olursak burası çok soğuk gençleeer. Bir Izmir’li olarak kar görmemiş olduğum zamanların acısını çıkarıyor gibiyim. Geldiğimiz zaman mevsim yazdı. Herkes sıcak yerden gelmişsiniz, burası çok soğuk oluyor dedikçe, biz de “ne kadar soğuk olabilir” diyorduk. Burada biri durumu çok güzel özetledi aslında. “Burada çok kar yağıyor. Her yer kartpostal gibi çok güzel oluyor. Herkes fotoğraf çektiriyor.. Sonra: yağıyooor, yağıyooor, yağıyoooor…” 🙂 Demem o ki; -1 başkaymış, -18 başkaymış. Ama sıkı giyinmeyi öğreniyorsun, yine sorun olmuyor. Sadece evden arabaya kadar giderken elim cebimde olsa yeter demeyeceksin, yetmiyor. Araba ısınana kadar bile eldiven bir süre elinde durması gerekiyor çok soğuklarda. Direksiyonu tutamiyorsun. Tam olarak ne olduğunu anlamıyorsun, ama sanki elindeki kan donmuş da acıtıyor mu desem. Değişik bir his kalıyor geriye 🙂 Araba ısınınca sorun yok. Bir de mont olarak bizim Türkiye’ye göre yapılan montlardan ziyade bir tane çok soğuklar için buranın koşullarına göre olan mont almakta fayda var. Reklam yapmak istemem ama burda çok yaygın olan bir markanın montları gerçekten baya iyi. Bu arada derece olarak Fahrenheit kullanılıyor burada, ama ona daha çok alışamadım. Bizim dereceyi bile çok bilemem. Fahrenheit’ı öğrenmem zamanımı alacak gibi duruyor.

Bir de ev kiralarından bahsedeyim. Burada su genelde bedava. Bizim kaldığımız apartmanda ısınma da kiraya dahil. Buradaki apartmanları, Türkiye’deki büyük siteler gibi düşünebilirsiniz. Maksimum 2 katlı, aynı tip bir sürü apartmandan oluşan siteler. Bazı apartmanlarda ısınma da kiraya dahil oluyor. Bu güzel bir şey aslında. Kışın dışarısı donarken, biz hep yazlık giysilerleyiz evde.

Çevredeki yaşam alanlarına gelirsek, etrafta çok fazla park var. Buradaki insanlar karda bile çocuklarını parka götürüyor. Aşırı soğuk olmadıkça dışarıya çıkmaya alışıklar. Genel olarak soğuğu seviyorlar. Hatta bir arkadaş demiş ki sene boyunca 2 gün güneş görsem yeter. Park alanları çok fazla demiştim. Çok fazla ve çok geniş. Yani düşünün, oyun alanını belirleyip frizbi oynayacak kadar yer düşebiliyor size. Arazi çok fazla. Evler çok geniş arazide. Zaten çok fazla kat yok evlerde. Genelde 1 veya 2. Sokaklarda kedi-köpek yok. Gece bile bir köşeden köpek çıkacak diye bir korku yaşamıyorsunuz. Yani sizin böyle korkunuz yoktur belki, bu biraz kişisel oldu sanırım 🙂 Sokaklarda sincap var bol miktarda. Hatta bizim ev ikinci katta, bizim balkona bile çıkabiliyorlar. Kızıma mutluluk sebebi 🙂

Ülkemde görmek istediğim diğer bir önemli olgu ise kütüphaneler. O kadar büyük o kadar güzel kütüphaneler var ki. Herkesin bir ayağı kütüphanelerde. Kitabı sevdiriyorlar. Kızım bile “pitap pitap” diye deliriyor. Kütüphanede etkinlikler de oluyor, çocukların katıldığı. Etkinlik olmasa bile oyun oynama alanları var, çocukların bölümü ayrı. Bizim o kütüphanede ses yapmamak için üstümüzdeki baskı burda yok. Diledikleri gibi oynuyor çocuklar. Oyuncaklar var, ama kitaplar da çok fazla ve çocukların yaşlarına göre. Kendi erişebilecekleri yerde. Çok güzel zaman geçiriliyor kütüphanede.

Sağlık açısından bakarsak, sigorta biraz pahalı. Ve karşıladığı şeyler kısıtlı. Bir arkadaşımın diş ağrısı vardı, diş özellikle pahalı burada. Heyecanla ne kadara mal olacağını bekliyoruz 🙂 Bir arkadaşım da ortopedik bir rahatsızlığı için gittiği hastaneden, sigortası olmasına rağmen, fazla para istenince tepkisi şuydu: “Bir dahaki sefere Hindistan’a gidiş dönüş uçak bileti alıp, en lüks hastanede bakımımı yaptırıp geleceğim” dedi, kendisi Hindistan’lı da. 🙂 Yani durum biraz kritik, o yüzden kendimize iyi bakmamız lazım. Ben üniversitenin sağlık sistemine dahil oluyorum mecburen, burada öğrencilere zorunlu tutuluyor.

Sağlıkla ilgili güzel bir şey ise, doktorlar senin anlamayacağın değil, her şeyi anlayacağın şekilde anlatıyorlar. Öyle ki bir aşı yaptırdık kızıma, hemen elimize aşının ne olduğu, yan etkileri, hangi yan etkilerin yüzde kaç olasılıkla olduğu, kimlere yapılmaması gerektiği gibi birçok bilgi içeren bir kağıt veriliyor. Bu kağıdı okuyunca zaten her şeyden haberdar oluyorsun. Aşıyı yaptırmayı kabul edince de tekrar önemli noktaları altını çize çize anlatıp seni bilgilendiriyorlar. Hasta olup da gittiğimde de, her bakımını yapıp, seni bilgilendirip, hangi maddeyi içeren ilaç aldığın, o maddeyi içeren ve kullanabileceğin alternatif ilaçlar gibi. Senin durumunu detaylı anlatıyor. Bakteri mi virüs mü, teste gönderiyor. İnsan o kadar değerli bir varlık, ama bunu hissetmek başka oluyor. Özellikle hasta olduğun bir durumda.

Yeme alışkanlıkları maalesef çok kötü. Ya çok sağlıklı ya da çok sağlıksız insanlar. Spora önem veren genci, hatta yaşlısı da çok var. Obez insan da çok. Ben üniversitede gidiyorum spora, o yüzden ben çok fazla yaşlı görmüyorum. Ancak eşim genellikle çok erken saatte spor salonuna gidiyor. Genelde yaşlıların olduğunu söylüyor. Hiç makine kullanmayıp sadece salonun etrafında koşsalar bile, erken kalkıyorlar 🙂 Genel olarak herkes erken kalkıyor. Biz de alıştık, baya baya güneşle beraber doğuyoruz, hatta güneşten önce 🙂

Durdukça aklıma geliyor bir şeyler. Şimdilik bu kadar yetsin, devamını yazarım diğer yazılarımda.

Yakın zamanda kendime hayat nasihatı olarak aldığım cümleyle yazımı tamamlamak istiyorum. Hiçbir canı incitmemek lazım arkadaşlar. Kimseyi kırmayın, ağzınızdan çıkan kelimeleri çok düşünün. Ben insanları incitmemeyi kendi özüne benimsemiş birinden duyduğum için bu cümleyi, beni tepeden tırnağa etkiledi, beni kendime getirdi. Normalde haklıysam karşılığı veren, kelimeleri de güzel seçen biriyim. Ama zaten önemli olan böyle cevap verebiliyorken susmak değil mi? Kırmadan konuşmak.. Kırmamak için susmak..

Dünya zaten imtihan dünyası. Kendimizi ehil hale getirmemiz lazım. Yanlış taraflarımızı yontmamız, düzeltmemiz lazım. Paraya çok değer verirseniz parayla imtihan olursunuz. Paranızı bir yere yatırırsınız, güvendiğiniz dağlara kar yağabilir. İlla bir musibet gelmesine de gerek yok başınıza. Onu nasıl değerlendirdiğiniz de önemli. Karakterinize göre. Tutumlu bir insanın başkalarına bonkör olması, ihtiyacı olanlara fazla fazla vermesi onun için imtihan, onun için değerli. Savurgan bir insanın ise parasını ailesi veya geleceği için biriktirmesi onun için önemli.

Ne senin için önemliyse onunla imtihan olursun. Arkadaşa mı fazla önem veriyorsun. O zaman onunla imtihan olursun. ÖSS için gecemizi gündüzümüze katıp aylarca çalışan insanlar olarak, biraz da dünya imtihanına ağırlık vermemiz gerekiyor. Güzel insan olmak önemli, güzel bir kalp barındırmak, onu kirletmeden güzelliklerle koruyabilmek önemli.

Ne demiştik. İncitme bir can. Boşveriiiin, incinen siz olun, sizin kalbiniz kırılsın. Ama siz hiçbir canı, hiçbir canlıyı kırmayın. Vesselam,

1 Yorum »

  • Bioinformatics | Ziynet Nesibe dedi ki:

    […] doktoraya başladığımı daha önce şu yazımda belirtmiştim. Ve tabii ki önemli olduğunu düşündüğüm akademik bilgileri de paylaşmaya […]

Yoruma Açığız! :)

Be nice. İçeriği çirkin olmadığı sürece her yoruma, öneriye ve soruya "evet" :)

Etiketler: , , , , ,