Anasayfa » Kültür Parçacıkları

Parkinson

1 Eylül 2011 1.659 views Yorum Yok

Hani bir fıkra vardır, Nasreddin Hoca bir gün minareden düşmüş. Etrafındakiler başlamış “doktor çağırın, ambulans çağırın” demeye. Nasreddin Hoca da, “onları bırakın da, bana minareden düşen birini çağırın” demiş. Ben de gördüğüm kadarıyla bu hastalığı anlatmak istedim.

Parkinson hastalığının varlığı vücutta pek belli olmazmış. Ancak bu hastalığı tetikleyen bir olay, hayatı tümden değiştiren bir durum yaşanınca, birden hızlanırmış. Mesela çok çalışıp da sonradan tümden işi bırakmak iyi değilmiş, özellikle kafa yorucu meslekler için.

Dedemde de belirtilerinden şüphelenip doktora götürmüşler. Hareketlerinde yavaşlık, yürürken küçük adım atma, ayaktayken öne eğik durma gibi belirtileri varmış. Sonra da bu hastalık olduğu anlaşılmış. Ancak dedemde çok hızlı ilerlemiş hastalık. Ben daha öncesini hatırlamıyorum ama, son zamanlarına ancak aklım eriyor. Mesela dedemi bildim bileli yürüyemiyordu. İhtiyaçlarını gidermek için babaannem kaldırıyordu. Kendi başına yemek yiyemiyordu. Konuşamıyordu da. Kuzenim kare bir kağıda, bütün harfleri alfabetik olarak büyük harflerle yazmıştı. Dedem de bir şey söyleyeceği zaman kalemle harfleri gösteriyordu, biz de anlamaya çalışıyorduk. Biz diyorum da, ben o zamanlar çok küçüktüm, ama o sahneyi çok iyi hatırlıyorum.

Parkinson hastalığı beyinde dopamin eksikliğinden  kaynaklanırmış, kalıtsal değil ama bu hastalığa yakalanmamak için yapılabilecek bir önlem de yok. İlk belirtileri de, yürürken el vücuttan bağımsız hareket eder veya eli vücuda yapışık tutarlarmış. Küçük adımlarla öne eğik yürüme de başlıca duruşları. Ve kaçınılmaz sonuç da titreme. Bir de bu hastalarda yüzde hissiz ve donuk bir ifade var. Hani tanımasan yanlış anlarsın bakışlarını, o derece. Bir de el yazıları bozuk, hatta kiminde yazdıkça küçülürmüş harfler. Stresten uzak durmak da hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor. Çünkü, maalesef ki bu hastalık hiç gerilemiyor. İlaçla tedavisi var, ancak insan vücudu verilen ilacı belli bir doza kadar kaldırabiliyor. O yüzden olabildiğince yavaş arttırılıyor hapın dozu.

Şimdi de babamın halası var parkinson hastası. Hiç çocuğu yok, eşini de kaybetti. O yüzden babam her işiyle ilgileniyor, çok sık gelip gidiyoruz. Yanında biriyle kalıyor, kendi başına kalmıyor. Çok yavaş yürüyebiliyor. Düzenli bir şekilde hap kullanıyor. Alarm kurduk hatta, saatini hiç geçirmesin diye. Vakti geçirmemeye öyle planlanıyorsun ki,cep telefonunun o alarm sesi, eve gelince bile bir süre hala kulağımda çalıyor. İçtiği bir hap var, ondan sonra 2 saat boyunca hayvani hiçbir gıda yememesi gerekiyor, et, süt, yağ içeren hiçbir şey. O yüzden yemek saatleri de ona göre düzenleniyor. Falan filan..

Geçtiğimiz 3 gün Aydın’daydık. Normalde İzmir’de kalıyor, ama yazın Aydın’daki bahçesinde geçiriyor. Eşi varken Aydın’da yaşıyorlardı, o yüzden ordan bağını koparamıyor. Ordaki bahçe kocaman, gerçekten de kalınası. Kediler, köpekler, besle, aşağı in, şunu ye, bunu topla derken vakit geçiyor. Bahçede bir ev daha var ilerde. Orda bir aile daha kalıyor. Hem halaya yardımcı olup, ihtiyaçlarını karşılıyorlar; hem de bahçenin bakımını yapıp, aynı zamanda da geçimlerini sağlıyorlar. Rahat oluyor o yüzden, sorun olmuyor.

Aklını meşgul etmesi açısından bulmaca çözmesini önerdik, o da uyguluyor artık. Her gittiğimizde bulmacalar götürüyoruz halaya. Kendi başına çözüyor, sonra ben gidince birlikte tamamlayıp bitiriyoruz. Eskiden tüm yaptıkları yanlış oluyordu. Zaten zar zor yazıyor, üstüne bide yazdığı yanlışı düzeltmeye çalışınca çık çıkabilirsen işin içinden. Daha doğrusu, oku okuyabilirsen, düzelt düzeltebilirsen. Başlarda bulmacanın mantığını da tam çözememişti. Mesela orda dans diyor, hala da cevap olarak etme yazıyor 🙂 kendince cümle kuruyor, hani raks filan hikaye =))

Bir de ben hiç sevmezdim çözülmüş bulmacayı çözmeyi. Hele yanlış bir şey varsa, hiiiç sevmezdim. Ama bu sevgisizliğime rağmen,  daha büyük bir sevgi olunca işin ucunda, her şey çekiliyormuş demek ki. Hem bu sefer fark ettim de gelişmiş halanın bulmaca kültürü. Doğru şeyler de artmış. Yazılan şeyi birlikte mi yazdık, önceden mi yazmıştı bilmeyince, işin zorlaşması kaçınılmaz. Önem‘e ehemmiyet değil de önemsemek yazdıktan sonra benim “ne acaba” diye düşünüp durmam gayet normal mesela, 6 harf uymayınca. En iyisi yazılan hiçbir şeye güvenmeden, kontrollü yapmak, ama zor zor:) Bir de d-t, k-g ve j-c ayrımı yapamıyoruz, o konuya hiiiiç girmiyorum bile:)

Dediklerimi de harfiyen uyguluyor, taktik misali:) Element kısaltmaları genelde ilk iki harf demiştim, Çinko‘nun kısaltmasına çi yazmış. Doğal olarak bişey diyemedim, sustum=) Yeni bir uygulama bulmuş kendince. Sık çıkan soruları yazdığı kopya kağıtları var, şimdilik iki tane 🙂 Ben yokken onlarla çözüyormuş. Kopya kağıtlarının fotoğraflarını çekmiştim çaktırmadan:

 

(  Koycam fotoları ama şuan telden atmaya üşeniyorum,  sonra kısmetse..  )

 

İşte böyle!

 

Yoruma Açığız! :)

Be nice. İçeriği çirkin olmadığı sürece her yoruma, öneriye ve soruya "evet" :)

Etiketler: ,