Anasayfa » Ziynet'in Kaleminden

Yediklerimize Biraz Daha Dikkat

23 Temmuz 2012 1.401 views Yorum Yok Kii

Twitter’da yazdığım tweet’ler benim için çok derin anlamlar barındırır. 140 karaktere sığdırdığıma bakmayın.  Eski tweet’lerimden birini okudum. Uzun zamandır blogumda yazı da paylaşmamışım, dedim ki bunun üzerine yazayım.

Tweet: Yediği hayvanın eti, insanı etkilermiş ya hani.. Yanındaki eşini hiçbir koşulda kıskanmayan adamlar(!) var. Yediklerimize biraz daha dikkat.

Öyle bir hale geldik ki, ne bulursak yiyoruz. Bir tarafta ucuz bulduğunu yiyenler var. Bir tarafta ucuz bir şey alınca, etine güvenmeyip, daha pahalı olunca içi rahat edenler var. Aynı eti daha pahalıya satma ihtimalini akıllarından bile geçirmiyorlar.

Bununla ilgili, 2004 yılındaydı sanırım, İzmir’de yaşanan bir olayı anlatmak istedim. Bizim de çok güvendiğimiz babamın bir arkadaşı vardı. Çiğköfte işine girmişti ve besmeleyle kesilmiş güvenilir et kullandığına hiç şüphemiz yoktu. Yediklerine dikkat eden çoğu kesim de ondan gönül rahatlığıyla yiyordu. Hatta o aralar çok sık çiğköfte yiyorduk, ne de olsa güvenilirdi. Sonra bir gün bir duyduk ki, bir hastalık çıktı. Sadece o yerden o gün içerisinde çiğköfte yiyenlerde bir hastalık çıktı, cilt hastalığı, yüzlerinde şişkinlik filan. Çok şükür ki biz o gün yememiştik. Ve o hastalık domuz etinden geçermiş. Sonra herkes şok oldu tabi, nasıl böyle bir şey olur diye. Sonra babamlar olayın aslını araştırdı, öğrendi. Bu satan kişi hep başka yerden alırmış eti, ama o gün et bitmiş. Yanında bulunan alışveriş merkezinden (ki alışveriş merkezinin adını vermeyi çok isterdim ama etik olmayacağı için susuyorum), ordaki kasap kendi etinin de çok güvenilir olduğunu, besmeleli bir yerden aldığını söylemiş. O gün eti bittiği için de hadi bugünlük alayım demiş, gelen müşterilere et yok dememek için. O eti almış, ayıklamış, çiğköfteyi yapmış, ama domuz eti olduğunu anlamamış, düşünün. Demek ki ayırt etmesi çok da kolay değil. Sonra o gün yiyenlerde bu hastalık baş gösterdi işte. Bilindik çok değerli hocalar, abiler hep rahatsızdı. Kendi eşi de ağır hasta olanların başındaydı. Bu üzüntülerin üstüne bir de hapse girmişti. Sonra babamlar da bu işin nedenini, et alınan yeri araştırdılar. Avcılar Kulübü mü ne, öyle bir yer varmış. Oraya gittiler, adamların dediği şey şu “Abi, her gün buraya 150-200 tane domuz derisi geliyor, ama biz hiç etrafta duran, kokmuş, çöpe atılmış domuz eti görmüyoruz. Bu etler noluyo sizce” demiş. Tabiki de insanlar yiyor. Babam da sormuş, “Madem bu kadar çok et var, neden bu hastalık hiç çıkmamıştı” diye. Adam da cevaplamış, çünkü piştiği zaman o mikroplar ölüyormuş. O mikropta fare yiyen domuzlarda olurmuş. Bazı yerler direk olmasa da, normal etin içine karıştırıp da satıyorlarmış, anlaşılmıyormuş bile. Yani kim bilir nerelere o etler gidiyor ve kimler neler yiyor. Yazarken bile iğreniyor insan, ama dikkat etmezsek boğazımızdan geçiyor bunlar.  İyi ki de o gün Allah’tan yememişiz.

Almamız gereken bir diğer ders de, sana o kadar kişi güvenirken, “abi bugün yok çiğköfte” diyebilme cesaretini gösterebilmekti. Günümüzde insanların hangisinin lafına inanılır ki, hemen inanıp onca insanın sana güvenini riske atabiliyorsun? O yüzden yediklerimize gerçekten dikkat etmemiz lazım.  Bu olaydan sonra İzmir’de operasyonlar yapıldı ve birçok yerde gerçekten de çok büyük miktarlarda domuz etiyle karşılaşıldı. Yani ortalıktaki yiyeceklerin içeriği çok kötü, işin bir boyutu bu.

O yüzden dışarıda yerken de çok seçici olmamız lazım, mesela benim etine güvendiğim sayılı yer var, çok şükür hiç de aç kalmadım, hiç de yemek yicek yer bulamamazlık gibi bir sorun yaşamadım.

İkinci boyutu da bizim yemek yediğimiz yerler nasıl yerler. Her seferinde yaşanan üzücü olaylardan, savaş ve çatışmalardan, veya başörtüsü olaylarından sonra yaptığımız boykotlar. İsrail’e, Yahudilere… Daha çok yaparız biz boykot, ne de olsa 2 gün sürüyor. İnsanlar Gazze’ye üzüldüğünü söyleyip, ertesi gün onların o hale gelmesini destekleyen yerlerde keyif çatıyorlar. Hiç utanmadan da foursquare’de tagliyorlar kendilerini. Ve bunları aynı platformda birkaç gün aralıkla yapabiliyorlar..

Boşuna laf kalabalığı yapmayın. Sadece vicdanınızı sorgulayın. Siz yaptıklarınıza birçok bahane bulursunuz ama, vicdanınız asla! Zaten birçok sektörü ele geçirmiş durumdalar. Deterjanlar, şampuanlar, kremler, ev araçlarında zaten onları desteklemeyen bir marka bulmak çok zor. Madem mecbur olduğumuz bunca durum var, bari zevkimizi bastırsak da, Starbucks’a gitmeyiversek, McDonald’s yemeyiversek, çikolata seçimimizi düzgün yapsak, Nestle yemesek mesela. Bari seçim şansımızın olduğu durumlarda bir faydamız olsa.

Demem o ki, ne yediklerimizin içeriğine dikkat ediyoruz, ne de yediğimiz yerlerin arka planda ne işler çevirdiğini biliyoruz. Adamlar yanlarındaki eşlerinin kısacık şortları giymesine laf söylemediği gibi bundan gurur duyuyorlar. Bir erkek yanındaki eşini başkalarının da görmesine ses çıkarmaması, bir kız için de hakaret. Başkalarının seni görmesini isteyecek kadar az sevilmek kimseye nasip olmasın yani.Etkileniyoruz, bulunduğumuz insanlardan etkileniyoruz, yediğimiz etlerden etkileniyoruz. Sonra ne insanlık kalmış, ne haksızlık, ne kıskançlık, hiçbir şey.

İlerde çocuğum olursa, şimdiden beynine empoze edeceğim en önemli şeylerden biri, ne yediği. Babam bizim için bunu yapmıştı, küçüklüğümden beri bu konuda çok hassas davranmıştı. Ben de çocuklarım için en iyisini yapabilirim umarım.

Tweet’imden esinlenip başladım, tweet’imle de son noktayı koyayım.

Yediği hayvanın eti, insanı etkilermiş ya hani..

Yanındaki eşini hiçbir koşulda kıskanmayan adamlar(!) var.

Yediklerimize biraz daha dikkat.

Selametle..

Ziynet Nesibe

Yoruma Açığız! :)

Be nice. İçeriği çirkin olmadığı sürece her yoruma, öneriye ve soruya "evet" :)

Etiketler: ,